Hayal ve Gerçek

.
Gidenlerin Ardından…
Sadece gitmek olsaydı gidişin, el sallamak bu kadar ağır gelmezdi.
Gidiyorum, dedin gülümseyerek. Gülümseyerek “güle güle” dedim. Göz yaşlarımı beklemeye alarak.
Kalan olmak ne kadar ağırmış gidenlerin ardından.
Sürgündük hayatın bir köşesinde… Bir yerde kalmaya mı; yoksa bir yerlere gitmeye mecbur olmak mı sürgünlük tam kavrayamadan ben, sende gidenlere karışıyorsun gülümseyen bir yüzle. Bense sahte gülücüklerle göz yaşlarımı saklıyorum aynalara.
Ardından bir tas su dökmeyeceğim. Su gibi gidip, su gibi gelmeyeceksin. Gideceksin sadece. Dönüşe dair tüm kelimeleri sözlüğünden çıkararak.
Ben gideceğim diye vardığım yerleri hiç benimseyemedim. Benim için her şey kalmakla özetlenirken, gitmeye geldiğim bu şehirde, senin gidişinin sevincini taşırken kalmaya mecbur olmak, ağır hem de çok ağır geldi.
Avucumda kalan bu gözyaşları, hüzün ciltlerine yeni yazılmaya başlandı. “Gidenin gidişine dair duyulan sevincin içinde, kalmaya dair koyu bir hüzün” diye.
Sadece gitmek olsaydı gidişin, el sallamak eli havaya kaldırmaktan ibaret olurdu. Senin gidişin benim kalışım demek. Oysa ben bu şehre kalmak için gelmedim.
İzzet Koçak


Kısa Gün
Bugün 7. sınıfların bilgi yarışması vardı. Bizim sınıfta katılmıştı. Hepimiz akşam etüdünü sabırsızlıkla bekledik. Bu sebeple derslerin nasıl geçtiğini anlamadım.
2. etütle birlikte yarışma başladı. Herkes sabırsızlıkla hangi sınıfın birinci olacağını bekliyordu. Biz kendi sınıfımıza güveniyorduk. Ama ilk sorularda oldukça heyecanlandılar. Moralleri bozulunca da toparlayamadılar. Sonuçta bu bir yarışma idi. Kazanmak ve kaybetmek işin doğasında var. Kaybettik. Kazananları da kaybedenleri de tebrik ediyorum.
Bir kısa gün böyle geçti.

Günlerden çarşambaydı. Kar yağmıştı. Her yer beyaz bir örtüyle kaplanmıştı. Okuldaki herkes kartopu oynuyor. Kış mevsiminin keyfini çıkarmaya başlamıştı. Ben ve arkadaşlarımda oynadık. Kar yağmıştı ama güneş yine altın saçlarını pencerelere uzatmıştı. Ben ve arkadaşlarım o beyaz pamuğun içinde ne kadar oynasak doyamıyorduk.
Güneş ortalığı o kadar ısıttı ki daha karın beyazlığına doyamadan eriyip gidecek diye ödüm kopuyordu. Kış mevsimi okulun bahçesine ayrı bir neşe saçıyordu. Bundan aylar önce ilkbahar sevincini yaşıyorduk. İlkbahardaki o yeşilliğin kokusu ve rengarenk çiçekleri, herkesin üzerinde yeniden doğmuş gibi bir duygu uyandırırdı. Herkesi hayata bağlardı ama geçip gitmişti, orada yarım kalan duyguları ise bu gün kış mevsiminde tamamlıyoruz.
Biz farkında değiliz ama zaman su gibi akıp gidiyor. Sanki gün hiç bitmeyecek gibi geliyor. Günün bittiğini şafak sökünce anlıyoruz.
İnsan ya çok sevindiği ya da çok üzüldüğü günü unutamıyor. İnsan hayata hep iyi tarafından baksa hep mutlu günleri olur ama kötü tarafından bakarsa da mutsuzluk saracaktır günlerini. Hayat bize ne verirse versin biz ona karşı iyimser olursak geçen her günümüzde güzel olur.

Bugün sabahleyin erkenden kalktım. Okula gidecektim. Arabayı kaçırmamak için hemen yola çıktım. Vardığımda araba kalkmak üzereydi. Bende binip bir koltuğa yerleştim. Yanımda Meryem ve Rukiye vardı. Okula kadar konuşa konuşa geldik.
Okula vardığımda hemen sınıfa çıktım. Daha pek fazla gelen olmamıştı. Ders saati yaklaştıkça sınıf dolmaya başlamıştı.
Ben dışarıda Hülya ile dolaştım derse kadar. Zil ile birlikte sınıfıma gittim. İlk dersimiz Türkçe idi, İzzet Hoca derse geldi. Ödevlerimi yaparak gelmiştim ama İzzet Hoca etkinlikleri yapmadan dersi anlattı. Pazartesi olmasından mı bilmiyorum halsizdim ve ders boyunca anlatılanların ancak yarısını anlayabildim.
Ders bitince Hülya’nın yanına gittim. Hülya benden kaçtı, benimle konuşmak istemiyordu. Bir olay olmuş ve Hülya bana daha doğrusu 7-A’nın kızlarına küsmüştü. Ama bana küsemezdi, küsmemizi gerektiren bir şey olmamıştı. Yakaladım sonra onu konuşuyordu ama bir kırgınlık vardı. Ağzından baklayı alamadım. Derse girdikten sonra artık hiçbir şey anlamıyordum.
Daha sonra Hülya’nın bize neden kırıldığını öğrendik. Aslında her şey bir yanlış anlamaydı. Böylece her şey tatlıya bağlanmış oldu.

Bugün cumartesi çok heyecanlıyım; çünkü hayatımda ilk kez bir hentbol maçına çıkacağım. İçimde garip bir his var. Tarif etmekte zorlanıyorum.
Kazanacağımıza inanıyorum. Çok çalıştık. Salonda beklediğimiz sırada rakiplerimiz bizimle dalga geçti. Hepimiz çok sinirlendik ve onları yeneceğimize yemin ettik.
Kendi maçımıza kadar bizden önceki maçları seyrettik. Maç saatimiz yaklaşınca gidip üzerimizi değiştirdik. Biraz koridorda dolaştık. Sahaya girme vakti gelince çılgınlar gibi bağırarak salona girdik. Isınmayı tamamladıktan sonra maç başladı.
Maç çok heyecanlıydı, maçın başında heyecandan kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Çok iyi oynuyorduk. Golleri üst üste atmaya başladık. Rakip oyunculardan biri tam gol atacağı sırada onun kolunu indirdim ve gol atmasını engelledim. Ancak hakem bana sarı kart gösterdi. Oysa ben yanlış yapmamıştım; çünkü bu hareketi Zuhal hoca göstermişti bana. Hakem yanlış karar vermişti.
Sonuçta biz maçı on farklı galip gelerek kazandık. Mutluluğumuza diyecek yoktu. Sahadan “yibo” diye bağırarak çıktık. Seyircilerde bizi alkışlıyorlardı.
Bu günü bir daha kolay kolay unutamam.

Bu gün evden geldim. İlk iki dersimiz boş geçtiğinden canım çok sıkıldı. Daha sonraki derslerimiz doluydu. Dersler bitince yatakhaneye geçtik. Üzerimizi değiştirip tekrar okula geldik. Öğretmenlerimizin verdiği ödevlerimi yapmaya çalışıyordum ama çok fazla gürültü oluyordu.
Etüt başladı. Bu etüt okuma saatiydi ama kimse kitap okumuyordu. Bir ben kitap okuyordum. Diğerleri ise ödevlerini yapıyordu. İlk etüt öyle bitti. İkinci etüt yine çok fazla gürültü oluyordu. Ders çalışamıyorduk.
Bu sırada İzzet Hoca geldi ve herkese çok kızdı. O saatten sonra sessizce ders çalıştık.

Bu gün okula gelmeden önce sanki yeniden doğmuş gibiydim. Okula vardığımda sevinçle arkadaşlarımı beklemeye başladım. Çok mutluydum ta ki dersler başlayıncaya kadar. Ne yazık ki mutluluğum pek fazla sürmedi.
Keşke bu günü hiç yaşamasaydım ve öğretmenimden o sözleri işitmeseydim. Duyduklarım karşısında çok üzüldüm. Bunları hak edecek bir şeyde yapmadım. İnsan birilerini seviyorsa başkalarını üzmek zorunda mı? Öğretmenimizin sevdiği öğrenciler benimde arkadaşım, onların başarısız olmasına bende çok üzülürüm; ama başarısızlıklarının sebebinin ben olduğumun söylenmesine bir anlam veremiyorum. Kalbim hiç bu kadar kırılmamıştı. Bu yüzden tüm öğretmenlerimin kalbini kırmak istedim.
O can sıkıntısıyla en sevdiğim öğretmenin kalbini kırdım. Allah’tan öğretmenimiz anlayışlı çıktı. Derdimi duyunca bana hak verdi ona çok teşekkür ediyorum. Bu öğretmenimde ne yazık ki gidiyor.
Bu günü asla unutmayacağım. Beni bu kadar üzen kişiyi asla unutmayacağım. Bu günlüğü ağlayarak yazıyorum. Bir daha benim kalbimi kimse kırmaz inşallah. Sinirlerini başka yerden çıkarırlar.

Canım sıkıldı. Bugün yapmak istediklerimi yapamadım. Birde yakarı mahalle ile maçımız vardı. Kar yağdığı için maçı yapamadık. İki saat kadar ders çalıştım. Soru çözdüm.
İlerleyen saatlerde okulun bahçesinden sesler geliyordu. O tarafa doğru gittim. Baktım ki arkadaşlarım maç yapıyorlar. Bana haber vermedikleri için çok üzüldüm. Bir daha ki maçta umarım beni çağırmayı unutmazlar.

Merhaba Günlük,
Bu günlerden Çarşamba ve benim en kötü günlerimden birisi. En sevdiğim iki öğretmenimin tayini çıktığı için gideceklerini öğrendim. Ben tüm öğretmenlerimi seviyorum ama Fikret ve Nevzat hocaların yeri başka.
Bugün tüm okul üzülüyor ve ağlıyor. Bende çok üzüldüm ve ağladım. Ama ağlamakla bir şey değişmiyor.
Ağlayarak Fikret Hocayı da bir kat daha fazla üzdük. O’da gitmek istemiyordu ama kadrosu çıktığı için gitmek zorundaymış. Hem böylece ailesine de yakın olacak. Böylesi onun için hayırlı olur umarım.

Bu gün çok sıkıcı bir gün ve bende çok sıkıldım. Bugün yarı yıl tatilinden sonra okula geldiğimizin ilk günü. Tatil boyunca evde kalmıştım. Evden ayrı kalmak çok zoruma gidiyor. Dersler başladı, ben derslerde bile evi düşünüyorum. Derse hiç katılmadım.
Ama oturup düşününce, arkadaşlarımda benim gibi evden uzaktaydılar, onlarda evlerini en az benim kadar özlüyorlardı. Derslerim bu şekilde olursa çok kötü olacak. Akşam olunca aklıma bazı sorular takıldı ve kendi kendime şöyle dedim: “Ben bu okula niye geliyorum?” “Okula geldiğim halde derslere neden katılmıyorum?” “Evi özlüyor olsam da annem ve babam beni neden okula yolluyor?” soruların cevaplarını düşündükçe bir sonuca vardım: Ben buraya şartlar ne olursa olsun okumaya geldim. Evi özlemeye değil.

Sabah kalktığımda güneş çoktan doğmuştu. Benim için güzel bir gündü, zamanım çok güzel geçiyordu. Ta ki öğle yemeğine kadar. Öğle yemeğinden sonraki zamanlarım zehir olmuştu. Çünkü Fikret hoca bize çok kötü bir haber verdi. Bize artık bu okulda görev yapamayacağını, söyledi. İnanmadık çünkü öğrencilerini bu kadar düşkün olan görevini en iyi şekilde yerine getiren bir öğretmen bu okulu yane bizi böyle bırakıp gidemezdi. Bu haberi alan kızlar çok üzüldüler. Müdürün odasının önünde toplanıp hüngür hüngür ağladılar. Birisi gidip Fikret hocayı çağırdı. Hoca geldi ama kızlar ondan kaçarak hocayı çok üzdüler. Bende çok üzüldüm.

25.02.2009 Çarşamba
Hatice hoca kızları yataktan kaldırdığında hiç yataktan kalkmak istemiyordum. Duygularım karma karışıktı. Bu hal bütün ruhumu kaplıyordu.
İlk dersimiz Türkçe idi, İzzet hoca bir şeyler anlatıyordu. Bense kuşların uçuşuna öylece dalıp gitmişim. Ta ki zil çalıncaya kadar. Nedense ağlamak istiyordum. Kimse anlamasın diye de kendimi zor tutuyordum. Benimle konuşanları tersliyordum. Bugün bir türlü akşam olmuyordu. Yada bana öyle geldi.
Saat 15.10’da ağabeyim okula beni görmeye geldi. Halimi görünce hasta olduğumu düşündü. Hasta olup olmadığımı sordu. Değilim dediğimde ise, “Meryem bana yalan söyleme senin bir şeyin var anlat bana.” dedi. Zorda olsa ağabeyimi bir şeyim olmadığına inandırdım. O gittikten sonra lavaboya gittim ve etüt zili çalıncaya kadar ağladım.
Ne ders çalışacak nede soru çözecek istek vardı bende. Olanları düşündükçe duramıyorum. Güvendiğim dağlara nasıl karlar yağdı anlatamam.
Arkadaşım, dost bildiğim insanın ben tüm sırlarını bir emanet gibi saklarken, benim ona anlattıklarımı o bir başkasına anlatmakta bir sakınca görmemiş. Bundan dolayı bir daha kimseye sırrımı vermeyeceğim. Tabi senden başka günlüğüm.
Söyleme dostuna o da söyler dostuna, tam beni anlatıyor iste. Anlattık dostumuza oda anlattı dostuna.
Bir kuş olmak isterdim. Kanatlarım olup gökyüzüne süzülseydim o zaman tüm sıkıntılarımdan kurtulurdum. Belki seni tutarak kurtulacağım üzüntülerimden, yoksa kime anlatırdım hüznümü.
Dostsuz ve sevgisiz kaldığım bu günde iyi ki varsın günlüğüm.

Bu gün çok heyecanlıydım; çünkü akşama bilgi yarışmasa vardı. Akşam olduğunda heyecanım daha da arttı. Yerimde duramıyordum.
Yarışma saati gelmişti. Sorular sorulmaya bizde yapabildiğimiz kadarıyla cevap vermeye çalıştık. Ama istediğimiz gibi olmadı. Yarışmayı kaybettik. Büyük bir üzüntüye uğradım.
Sonuçta bir yarışma kazanmakta var kaybetmekte.

Merhaba sevgili günlük,
Bugün çok mutsuzum, bir yandan da heyecanlıyım. Sanki her şey üst üste gelmiş gibi. Bir yandan bilgi yarışması, bir yandan deneme sınavı, bir yandan da Fikret hocanın gitmesi.
Dünden beri bu kötü haber okulun dilinde. Bütün okul Fikret hocanın gideceğine çok üzülüyor. Hatta 6. sınıflar ağlayıp müdürün kapısında kuyruk oluşturdular.
Yarışma için çok heyecanlandım. Hatta bir aksilik olsa da yarışma yapılmasa diye düşündüm. Yarışma yapıldı ve biz bilgi yarışmasını kazandık. Başarıda payım olduğu için mutluyum ama çok daha fazla mutlu olacağımı düşünüyordum o kadar sevinmedim. Yarışmanın ardından Nevzat ve Fikret hocalar konuşma yaptılar.
Kusura bakma benden bu kadar.

Bu gün ikinci maç günümüz. Çok heyecanlıyım maç öncesinde, ama kazanacağımıza inanıyorum. Bizim maçımız sahadaki üçüncü maç. Saha dışında bizden önceki maçları seyrederek sıranın bize gelmesini bekliyorduk. Sıra bize gelince sahaya “yibo!” diye bağırarak girdik.
Maç başlarda çekişmeli başladı. İlk golü biz attık, ardından onlar gol attı. İlk yarı berabere bitti. İkinci yarıda uzun bir süre berabere gittik. Onlar beraberlik uzayınca sinirlendiler, hocaları mola aldı. Mola sonrasında kalecileri orta sahadan bir gol attı. Biz çok şaşırdık. Onlarsa attıkları gole çok sevindi. Orta sahadan nasıl gol yediğimizi anlayamadık.
İste ne olduysa ondan sonra oldu. Onlar öne geçtiler ve arka arkaya gol atmaya başladılar. Hepimiz duruma çok üzüldük. En çokta kalecimiz Neriman üzüldü. Maç sırasında her şeyin kendi yüzünden olduğunu düşünüp ağlamaya başladı. Zuhal hoca mola aldı ve bizi toparlamaya çalıştı. Mola sonrasında da istediğimiz gibi olmadı maç. Neriman tekrar ağlamaya başladı. Zuhal hoca kaleye Esra’yı aldı. Ama oda gol yemeye devam etti. Maç sona erdiğinde büyük bir yenilgiye uğramıştık. Hepimiz sahadan üzgün ve ağlayarak çıktık.

Bu gün Çarşamba ve benim en mutsuz olduğum günlerden biri. Çünkü Fikret hocanın gideceğini duyduk. 6. sınıfın kızları ağlıyordu. Ben onların yüzüne karşı güldüm ama sonra bende ağlamaya başladım.
Kulüp toplantımız vardı. İzzet hoca ile sohbet ederken Fikret hoca geldi ve İzzet hoca dışarı çıktı. Fikret hoca bizimle vedalaşmaya gelmişti. Çoğumuz ağladı bende kendimi tutamayarak ağladım.
Fikret hoca hadi kulaktan kulağa oynayalım, dedi. Fikret hoca oyun sırasında kulağıma “sizi seviyorum” demişti. Bizde onu hiç unutmayacak kadar çok seviyoruz. Oyun sırasında zil çaldı ve Fikret hoca hakkımızı helal etmemizi istedi, bizde hep beraber helal ettik. O’da bize hakkını helal ederek sınıftan çıktı.
Cuma günü okuldan ayrılacağını düşünüyorduk. Pazartesi okula geldiğimizde Hafize gitmediğini söyledi. Dualarım kabul oldu diye ne kadar çok sevindim. Ama aslında 15 gün sonra gidecekmiş yine çok üzüldüm ama 15 gün daha bizimle olacağını bilmek beni mutlu etti. Fikret hoca bir öğretmen değil değil bize bir arkadaş gibiydi.

Sevgili Günlük,
Hayat benim için bitiyor gibi ama her şeye rağmen güneş doğmaya devam ediyor.
Acı içinde başlayan günüm sevgi ile bitecek zannedersem. Çünkü bugün yine güneşin doğumunu izledim. Güneş pırıl pırıl doğmasına rağmen ortalık çok soğuktu. Ailemden uzak olmanın üzüntüsünü duydum bir ara. Erkenden okula geldim.
İçimde bir sızı vardı. Neden olduğuna anlayamadım uzunca bir süre. Ta ki Fikret hocayı görene kadar. Anladım ki tüm sıkıntımın sebebi Fikret hoca. Neden bizi bırakıp gidiyor ki. Onu çok ama çok özleyeceğim. Hep kalbimizde olacak.
Günüm böyle geçip gitti.

Edebiyat Egzersiz Topluluğu, dergimize sağladığı katkılardan dolayı fotokopi makinesine teşekkür eder.

Manifesto
Hayal ve Gerçek,
bir grup öğrencinin hayallerinin gerçeğe dökülmesiyle ortaya çıkmıştır.
Amacı, şu okul çatısı altında güzel şeyler bırakmaktır. Elinizde tutuğunuz bu dergi, işte güzelliğin ta kendisidir.
Yanlışları ve doğrularıyla yalnızca bize ait olan bir dergidir. Şatafatlı değil, sessizdir.
Okumak içindir, kaynatıp suyunun içilmesi fayda etmez.
Fotokopidir; çünkü bizdendir…
Hayal ve Gerçek
Muradiye YiBO’nun yüz akıdır.

Değerli arkadaşlarım, öğrencilerim işte gidiyorum demek zor iştir. Zor iştir sizin sevginizi bırakıp da gitmek. Zor iştir güzel anıları bırakıp da yolcu etmek zor iştir…
Sizin gibi öğrencilikten kurtulmuş bilmediğim hiç kimseyi tanımadığım bir yere gelmiştim memleketimden ve sevdiklerimden çok uzak… Bu mesleği yapamam sevemem demiştim ama sizinle tanıştıktan sonra gözlerinizdeki hayatı öğrenme parıltısını görünce mesleğimi sevmeye başladım. Yibo’da meslektaşlarıma ve siz değerli öğrencilerime kısa sürede alıştım. Büyük bir aile olduk. Bende bu ailenin bir ferdi olarak sizden kısa bir sürede ayrıldığım için sizlerden özür diliyorum.
Dört farklı derse girdim. Bu konuda galiba Yibo’da ilk oldum. Ama her zaman tek bir amacım vardı; sizlere ne kadar faydalı olabilirim diye. Hedeflerinize sizi bir adım daha yaklaştırmışsam ne mutla bana.
Hepiniz bana çok kızgınsınız neden bizi bıraktınız, diye ama biz altı aylık kısa bir sürede çok şey yaşadık. Güldüğümüzde hep beraber güldük. Katıla katıla, doyasıya! Sanki bugünlerin acısını çıkarırcasına. Yinede çok mutluyum, siz benim ilk öğrencilerim, ilk göz ağrımsınız. Üzüldüğümüzde yine hep beraber üzülürdük. Sanmayın ki sadece başarılı öğrencilerimi sevdiğimi arka sıradakilerde hep umudum oldu onları kazanabilir miyim acaba bunda da başarılı olup olmadığıma da sizlerin kararına bırakıyorum.
“Hocam yine çok duygusal oldunuz.” “Elimde değil; ama kıyamam ki ben size.” Sizleri çok seviyorum… Hep ben öğretmedim. Bazen güzel şeyler buldum ve öğrendim ben de. Sizlere son öğreteceğim şey de asla üzülmemeniz olacak. Biz öğretmenler burada geçiciyiz, ama sizin hedefleriniz hiç sapmadan son noktaya kadar devam etsin.
Selam olsun hepinize kendinize iyi bakın, beni merak etmeyin. Unutmayın ki su akar yatağını bulur, hepimizin istekleri de böyle işte. Bende kendi isteklerimin peşinden gidiyorum.
Aranızda olduğumda hep size başaracağınızı vaat etmiştim. Son olarak size,sizi unutmamaktan başka ne vaat edebilirim ki? Fikret Hocanızı hiç unutmayın. O da sizi unutmayacaktır.
Fikret Yıldız (Fen ve Teknoloji Öğretmeni)

Kısa Kısa
Nevzat Ağçakaya öğretmenimiz dergimiz aracılığıyla bir veda yazısı yazmak için başvurdu. Veda yazısını İngilizce kaleme aldığından bir şey anlamadık ve yayınlamadık. Herhalde o da çok üzgün olduğundan bahsetmiştir. Bla bla bla…

İngilizce öğretmeni Seher Altay, görevini sessizce bırakıp gitti.

29 Mart yerel seçimleri öncesinde muhtar ve belediye başkanı adayları Yibo yolunun asfaltlanacağı sözünü verdiler. Seçimler bitti sonuçlar belli oldu, bakalım sözlerini ne zaman tutacaklar.

Okulumuzda edebiyata büyük bir yönelim var! Üzerine yazı yazılmamış tek bir duvar yok! Harika yaaa!

11 Ara 2010 16:06
her zaman bir numarayız değil mi